Çamlıbel ve Altınoluk köyünde
Gezi
planımızı yaptık. Önce 15 km. uzaklıktaki Çamlıbel
köyüne gideceğiz. Daha sonra da oradan yaklaşık 17 km. uzaklıktaki Altınoluk
köyüne.
Ama bu
defa 'Düşler vadisi'ni görmek istiyoruz.
Gerçekten de burası saklı bir vadi. Hem de düş gibi. Şu havuza bakar mısınız; çam ormanı ve yeşiller içinde
parlayan bir elmas gibi duruyor.
İşletmenin restoran bölümüne taş
döşeli merdivenlerden iniliyor. Oldukça geniş engebeli bir alanda özenle
çalışılmış. Her noktası takdir edilecek güzellikte.Doğrusu şaşırdık. Gözlerden uzak bir köşede bu hoşluğu, lezzeti ve misafirperverliği beklemiyorduk.
Taş döşeli
merdivenlerde durup torunumuz Nazlı'nın bir hatıra fotoğrafı çekmesini istedik.
Bu Çamlıbel zaten bizi hep böyle şaşırtır. Geçen sene 'Gümüş han' ı da
tesadüfen keşfettiğimizde aynı duyguları yaşamıştık.
Çamlıbel'den
körfeze inişte manzara yine harikuladeydi.
Körfezin
havası, güneşi fotoğraf çekmek için birebirdir. Zaten manzaralar da hep
tabloluktur.
Her yaz Altınoluk köyüne en az
iki-üç defa gideriz. Burası sahilden daha güzel gelir bize.
Her yaz Altınoluk köyüne en az
iki-üç defa gideriz. Burası sahilden daha güzel gelir bize.Bu defa da hiç sahile gitmeden doğru köye çıktık. Her yıl köyün daha güzel göründüğünü söylemem gerek. Köyün silüetini oluşturan cephesinde restore edilen evler çoğalmış görünüyor.
Altınoluk köyünün koyu çınar gölgesi altındaki işletmeleri yine son derece davetkardı. 19. yüzyıl yapısı köy camisi temiz, bakımlı ve ferahtı.
Bu kez
köyün daha önce keşfetmediğimiz bir yönünü göreceğiz.
Köyün sanat sokağı geçtiğimiz yıl 'İda sanat terasları' adıyla yeniden
düzenlenmiş.
Sanat
teraslarına taş döşeli geniş bir merdivenden çıkılıyor.
Yukarı doğru kıvrılıp giden sokakta sağlı sollu sergiler var. Kimi yağlı boya
resim, kimi taş üzerine resim kimi de el işi sanat ürünleri.
Yaklaşık
bir saatimiz bu eserlere bakarak bir çırpıda geçiyor.
Bu arada kimi sanatçılarla tanışıp muhabbet de ediyoruz.
Köyün restore edilmiş tarihi ev ya da konaklarının yanı sıra hala günlük yaşamın devam ettiği sade mekanlar, göz alıcı doğal taş evler de var.
Birinin
bahçesinde eski bir ekmek fırını gözüme ilişiyor. Bende
çocukluğumun anıları canlanıyor birden. Bu bahçede ve fırın başında geçen
hayatları düşünüyorum.
Biraz
daha yukarıda 'sevgi çeşmesi' ismi verilmiş eski bir su
yapısına rastlıyoruz. Suyu hala akıyor. Kaçırır mıyız ?
Biraz
ilerde yeşil boyalı bir kapı var. Eski tek katlı köy
evine renk getirmiş. Hatırladığım kadar hacca giden insanlar kapısını böyle
yeşile boyarlarmış.
Birinin önünde durup o anı sabitliyoruz. Amacımız bizden ziyade dışardan epey varlıklı birinin olduğunu düşündüren heybetli evini görüntüleyebilmek.
Bu evin de
konak olduğu belli. Yeni restore edilmiş. Yerine, zamanına uygun çok güzel bir
yapı.
Burası da
tarihi Abdullah Efendi konağı imiş. Edremit belediyesinin Antandros tanıtım
merkezi ve kültür evi olarak düzenlenmiş. Geç olduğu için kapalıydı.
Keşke gezip görebilseydik.
Keşke gezip görebilseydik.
Taş döşeli sokaklar, kimi bahçeden sarkan yeşil kırmızı bir narla, ya da
evlere dolanarak sarılmış yeşilliklerle, akşam sefaları ve sardunya çiçekleriyle bütünleşmiş.
Bir
taraftan da evlerin arasındaki boşluklardan körfezin mavilikleri görülebiliyor.
Bir
aile işletmesi olan 'Dertalmaz'da oturuyoruz. Buz gibi koruk ve karadut
sularımızın yanında çiğ börekle gözlemeler açlığımızı
gideriyor.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder